bazı kişisel serzenişler

20161129_144344

Biraz aklım karıştı. Projeyle ilgili hiçbir şey yapmıyorum düşüncesi aklımda yer tutmaya başlayınca. Sonra kendime biraz zaman vereyim etrafı keşfetmek için kendimi rahat bırakayım böyle bir stresin altına girmek çok saçma diye düşündüm. Belki kendime günlük küçük bir çalışma planı yaparsam bir süreyi proje için ayırıp diğer vakitlerde vicdanım rahat gezebilirim. Böyle olunca ikisini de yapamıyorum gibi oluyor. Sakin olayım her şey çok yeni. Bir yandan yeni bir kültürün içindesin ve bir sürü yeni şey, bir sürü yeni insan, her gün bir yerlerde etkinlikler oluyor, diğer yandan projeyi geliştirmeliyim biraz ki kendime çalışacak birilerini de bulup onlara derli toplu birşeyler anlatabileyim diyorum. Çünkü şu an ne yapacağım benim için çok belirsiz. Berna Kurt’un çok güzel yazılarına denk geldim. Onları okuyorum. Halk dansları ve milliyetçilik üzerine birçok yazısı var. http://dansyazilari.blogspot.am/.

Performans’ı okuyorum bir de Marvin Carlson’dan.

20161129_124940

“Bir kültür içinde performansın o kültürün varsayımlarını kuvvetlendireceği mi, yoksa alternatif varsayımlar üretecek bir alan mı olduğu tartışması sürmektedir.”

Ermenice’de bar dans anlamına geliyormuş. Atabarı geldi hemen aklıma duyar duymaz. Güzel inşa etmişler.

img_4302

Bir de burda böyle küçük küçük güzel bir sürü şey var, böyle birkaç sebzenin satıldığı küçük dükkanlar, mahalle aralarında bir masa bir dikiş makinesinin ancak sığabildiği küçücük kutu gibi terziler, tamirciler, saat 5’ten sonra açılan halk pazarı, açık erişteler, makarnalar, renk renk fasulyeler, hatta karabuğday (hem de Türkiye’dekilerin yarı fiyatı), kavanozlarda satılan yoğurt, kasaba gelen ve yalnızca sabah gidersen bulabildiğin ve yalnızca bir iki şişe olan süt. Pazarın açılmasını bekleyen insanlar, pazara mal getiren pazarcılar, tezgaha çıkarılan mandalinalar, sanki Türk olduğumu duyunca üzülmüş gibi olan pazarcı adam.

20161127_164607

Ama ben öyle yerlerde kolay kolay makinemi çıkarıp da fotoğraf çekemiyorum. Kendimi o anı yakalamaya çalışan bir avcı gibi hissediyorum Flusser sağolsun. Flusser’den mi bilmem ama özellikle kendimi çektiğim şeyin dışında, ona yabancı hissediyorsam bir şey çekmek benim için zor olabiliyor. Birini gözlüyormuşsun, onun üzerinde bir şey yaratıyormuşsun gibi o makineyle. Garip hissediyorum o terzi amcaya makine doğrulturken. İnsanlara makine doğrultmak çok daha zor. Dış göz gibi olmak zor sanırım benim için. Kendim içindeysem oranın, olayların, kişinin, o zaman çok kolay oluyor.  Makineyle birlikte bir akış yakalayabiliyorum öyle zamanlarda. Bu soruna bir diyeceği olan arkadaşlarım varsa duymak isterim.

İşte o dediğim yerlerde fotoğraf çekmeyince de oralar burada olmamış oluyor. Yazıyla da anlatabilirim tabii. Görüntü güçlü oluyor diye kolaya kaçmak mı bu? Deneyeyim.

Pazara gittim dün, daha önce Cafer ve Taina ile gitmiştik, onlar buradaki ev arkadaşlarım. Cafer pazarcılarla Ermenice bilmemesine rağmen baya anlaşıyor. Taina ile onu hayretle izliyoruz. Onlarla gittiğimde burada tek başıma alışveriş yapamam diye düşünmüştüm. Çünkü hiçbir şeyin fiyatı yazmıyor, hepsini sormak, söylediklerini de anlamak zorundasın. El tartısı kullanıyor kimi pazarcılar. Bir sürü pazarcı etrafta, hiç fiyat da yazmayınca neye göre, kime gidip de soracaksın fiyatı? Ben de o zaman satıcılara bakmaya başladım, şöyle güleryüzlü, benim anlamayışlarıma anlayışlı olabileceğini düşündüğüm insanlara gittim. Ya da küçük tezgahları olanlara. Şimdi patates, soğan, pancar gibi şeyleri hep o köşebaşındaki Türk olduğumu öğrenince üzülmüş gibi görünen adamdan alırım artık. Elmaları bana elma ikram eden teyzeden. Peynir sormaya cesaret edemedim henüz. O kadar çeşit içinden seçmek zor olacaktı, bir de fiyat sormaya gidiyorsun hemen koyuveriyorlar poşete. mek kilo diye. mek burda bir demek mek kilo diyorlar bana hep bir kilo diyorlar gibi geliyor. Pazar 5’ten sonra açılıyor burda, ondan önce içeri pazarı var, bir halin içinde, merdivenleri çıkınca. Dışarı pazarı daha ucuz. İçeri pazarının girişinde Armenian Market yazıyor. Orada daha düzgün yerleştirilmiş oluyor her şey. Özenle dizilmiş bir sürü kuru meyveler, meyvelerden yapılmış tatlılar, peynirler, zeytinler. 5’ten sonra da sokağa taşıyor pazar ve de düzayak bir kapalı alanın içine. Birkaç balık satan bir tezgahın yanına bir mandalinacı ilişiveriyor. Pazarcılar mallarını o kapalı alana taşıyor çektikleri büyük arabalarla. İki güvenlik, girişte bekleşen pazara gelmiş insanların girmesine engel olmak için kapıda duruyor. Pazarcılar insanlar orada birikmesin istiyor çünkü arabalarını sokamıyorlar. Başka bir kadın yüksek sesle birşeyler söylüyor, anlamıyorum. Bu sırada sokakta tezgahı olanlar satış yapmaya başlamış, ben de yan tezgahımdaki köy yumurtası satan kadının poşete kaç yumurta doldurduğunu sayıyorum. 10 tane miydi? Kadın bozuk para çıkarıyor, paraları göremiyorum, kaç tane verdiğini anlamaya çalışıyorum. Anlayamıyorum. Sorabilirim tabii, inç kane demeyi öğrendim. Onu söylüyorum, Ermenice cevap veriyorlar. mek bir, yerek üç demek, 2 yorgo muydu? Yarın Ermenice kursuna gideceğim. 39 harfleri varmış. Öğrenebilir miyim kolayca? Keşke hemen konuşmaya başlasam. Evde birkaç yumurta vardı, Caferler marketten almış. Burda marketten alınanlarla pazardan alınanlar arasında o kadar da uçurum yok. Daha doğal her şey. Artık yumurtayı bu kadından alayım, birkaç gün sonra gelirim, o zaman o renk renk fasulyelerden de alırım. Açık pirinç ve erişte de. Aylar önce rüyamda gördüğüm o eski dükkan buradaki dükkanlara ne kadar da benziyor. Christmas zamanıydı, ben yerdeki tezgaha uzanmış orada eski gibi görünen objelere bakıyordum. Uyanınca orasının Ermenistan olduğunu düşünmüştüm. Patates aldığım adam telefon numaramı istedi. Fazla patates de koymamıştı oysa. Cafer’le yürürken genç bir çocuk takıldı peşimize, anlayamadım tam, I love Turks dedi. Belki konuşmak istiyordu sadece, konuşmadık değil ama uzatmadık. Yüksek duvarlı, uzaktan vali konağına benzettiğim bina eski başkanın eviymiş. Güvenlik kameralarından ve duvarlardan anlamıştım. İki güvenlik çektiğimiz fotoğrafları sildirdi. Burası önemli bir yer mi dedim ev dedi. Sonra Armenuhi söyledi neresi olduğunu oranın. Karşıdan karşıya geçmek bazen zor. Yaya geçidi ya da ışık yoksa. Her yerde çınar ağaçları var. Bazıları hala yeşil. Geçen gün geçtiğim alt geçit ne kadar renkliydi, bir sürü kitapçı dizilmiş basamaklara, bir yanda çiçekler. Yine çekemedim fotoğraf. El yapımı takı tezgahına bakarken bir adam beni çekip kendi tezgahına götürdü, al sana şu kadar olsun dedi, seçemedim. Geleceğim tekrar dedim, bilmem anladı mı. Meyve fidanı yetiştirmek istiyorum dedim Cafer’e, köye yerleşmek istediğini söyledi bana. Burada üzerinde koşabileceğimiz toprak bulamadık. Parklar, taş beton. En yakın orman Erivan’a ne kadar uzakta? Kimse bilmiyor. Piyano dinlemeye diye gittiğim konser beklediğim gibi çıkmadı, insan sesi çok baskın, şarkılar çok hareketli, salon çok kalabalıktı. Önümde ayakta duran adam kendi aralarında fısıldaşan gençleri uyardı. Birinin kolunu öbürünün omzundan çekti. Gençlerden biri salondan ayrıldı. Birkaç şarkı sonra ben de ayrılıyordum. Aynı adam bu sefer bana çok nazikçe birşeyler sordu, anlamadım, ayakta durmaktan yoruldunuz mu diye sordu belki. Aynı binada Türkiyeli Ermeniler sergisine gelmiştim daha önce. Ermeniler’in de keşkek yaptıklarını öğrenmiştim. Bizim köydeki gibi. Onlar 7 kazanda yaparmış, Musa Dağı ablukasına ithafen. Armen ateşin üstünden atladıklarını söylemişti, geçen günkü partide ateşi izlerken. Yeni evlenen çiftler el ele tutuşup atlarmış. Anlamı neydi? Birlikte tüm zorlukların üstesinden geleceklerini mi simgelermiş diye düşünmüştüm o anlamını söylemeden. Şimdi aklımda kalan benim düşündüğüm olmuş onun söylediği değil. Ne demişti? Ne olurmuş öyle olunca? Şaşırtıcı bir nedeni vardı. Kötü ruhları mı kovarlarmış? Hatırladım. İçlerindeki kötülüğün çıkacağına inanırlarmış galiba, ve birbirlerine sadece iyi tarafları kalırmış gibi bir şey. Bizde de Newroz var dedim. Baharın gelişi için. Bu ateşten sonra soğuk olmayacağı söylenirmiş onlarda da. Şubat ayının sonunda yapılırmış. Güneş ne demek acaba diye düşünürken kendi kendime, birkaç dakika sonra Armen arev güneş demek dedi.  Bugün ikinci Armen’le tanıştım ve bir Ara’yla. Burda arla başlayan isimler çok popüler. Silas’ın sergisini sansürlemişler. Yazdığı tüm yazıları değiştirmişler. Çok politik bulmuşlar. Şaşırdım. Birkaç meyve birkaç eylem görüntüsüyle bir araya gelince fazla mı politik oluyormuş? Uzun uzun anlatırım.

Advertisements
bazı kişisel serzenişler

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s