Sevan

Sevan’a gidecektik bugün erkenden, yol biraz uzadı. El yapımı pazarından geçerken bir kitapçıya yönelmiştim belki Ermenice çocuk kitabı bulur alırım diye. Sonra amca nereli olduğumu sordu. Türkiye’den geldiğimi duyunca hoşgeldin ülkemize dedi ve özetle şunları söyledi:” Sizin devletiniz geçmişte çok kötü şeyler yaptı, şimdiki hükümet de iyi değil hatta daha da kötü İnsanı insan yapan merhamet duygusudur, insan yaptıklarının cevabını vermek zorunda, veremiyorsa yapmamalı. Ermeniler Türkiye’ye çok yardım etti Türkiye olması için ama sonra onlar Ermeniler’i öldürdüler. Devlet kabul etmiyor ama insanlar biliyor, dedeleriniz, onların babaları biliyor olanları. 1915’ten çok önce başladı katliamlar, Sultan Hamit döneminde. Türkler’in büyük bir kısmı bizi anlamıyor, ben Türkiye’ye gitsem bunları söylesem insanlar bunları duymaktan hoşlanmayacak. Siz benim yerimde olsanız ne yapardınız? Biz kardeştik, Türk Devleti kardeşlerini öldürdü.”  İnsanın aklını kullanması gerektiğini, bizim bunu yapmadığımızı mollaların sözünü dinlediğimizi söyledi. Papa bana git şu Azeriler’i öldür dese ben aklımı kullanırım, kimseyi öldürmem dedi. Aklınızı, kalbinizi, ruhunuzu dinleyin dedi. İsimlerimizi sordu, benim ismimi Moğol isimlerine benzetti. Anlamını sordu, ben onun isminin anlamını sorunca yine uzun uzun başladı anlatmaya. Frigz gibi bir isim tam aklımda tutamadım, yeniden gittiğimde belki. Babası ikinci dünya savaşından dönmüş, o sırada da Frigz doğmuş, hem birinin ismi hem öncü demek olan birşeymiş anladığım kadarıyla. Ama yanlış da anlamış olabilirim amcanın gözlerine bakarken. Gözleri canlıydı çok. Zaten bizi uğurlarken de ben yanıma gelenleri hep bir şiirle uğurlarım dedi. Sonra da bir insanı anlamak istiyorsan onun gözlerine bak diyerek uğurladı. Aslında daha uğurlamazdı da ama Sevan’a yetişeceğiz diye biraz kesmek durumunda kaldık konuşmayı zira Sevan’dan Yerevan’a 5’ten sonra dolmuş yok. Çocuk kitapları var mıydı bilmem tezgahında. Tumanyan‘ın İngilizce hikaye çevirileri vardı.

Yeri gelmişken geçen günlerde Gökçen’le fotoğraf kütüphanesine gitmiştik. Orada fotoğraf kitaplarını karıştırdık. Şehirde öyle bir yer olması çok güzeldi. Eski, iki katlı avlusu olan çok güzel bir bina. Orada ben Pagan ritüellerini sürdüren bir köyün fotoğraflarına daldım. Mesela bahar yaklaşırken kuş şeklinde kurabiyeler yaparlar ve bunları tepelik bir yerde havaya atar bir yerlere asar ve kuşları çağırırlarmış.

697242fcb75891622fd99a10f2738083

Meşe ağacının iyileştirici gücü olduğuna inanırlarmış. Bizim Balıkesir İvrindi ilçesinin Yağlılar Köyü’nde ise devlet meşe ormanlarını çitlerle çevirmiş, artık hayvanlar orada otlayamıyormuş. Sonra da meşe ağaçlarını kökünden söküp yerlerine çam dikmeye başlamış. Derken Gökçen önüme bir kitap koydu.

Bu kendi insanlarına yalan söyleyen bir devlet.

Bu çok küçük bir azınlık tarafından kontrol edilen bir devlet.

Bu paranın neredeyse her şeyi yapabileceği bir devlet.

Bu kendini devam ettirmek için tüm araçları kullanan bir devlet.

Bu soykırımın üzerine kurulan bir devlet.

Bu soykırımının unutulması üzerine kurulan bir devlet.

Bu kapitale hizmet eden bir devlet.

Bu fikir ayılıklarını vatan sevgisini kullanarak bastıran bir devlet.

Bu sanki varolma nedeni buymuş gibi savaşa giden bir devlet.

Bu rüşvetin ve bürokrasinin devleti.

Bu korkunun devleti.

Bu terörist bir devlet.

Bu terröristlere ihtiyacı olan bir devlet.

15388692_10153940995452373_1614980770_o

Ve  Boşluğun Gücü kitabına baktım sonra.  Uzun uzun hislerini, gözlemlerini anlatıyordu Diaspora’da yaşayan Türkiye’ye gelip burada geçmişin izlerini arayan bir fotoğrafçı. Bu fotoğrafın birini Türkiye birini Ermenistan’da çekip birleştirmiş sanırım, boydan boya gökkuşağı vardı, internette yokmuş fotoğraf.

2015106183953389

Sevan’a giderken yol biraz uzadı demiştim.

img_4423

Geçen günlerde Nazareth’in damadının piyano konserine gittik, Gomidas Müzesi’ndeydi. Gomitas Osmanli Ermenisi bir müzikolog, besteci imiş. Nazareth’in anlattığına göre techirle birlikte İstanbul’dan sürgün edilmiş, tüm arkadaşları ölmüş, sadece o kalmış ve aklını yitirmiş, 20 yıl boyunca öldüğü güne kadar hiç konuşmamış ve beste yapmamış.

img_4430

                                                SEVAN

Sevan’da tilki köpek gördük ve Tatev’le tanıştık. Tatev -Türkiye’den arkadaşım Ekin’in arkadaşı-  Yerevan’da Üniversite’de asistan, Sevan’da yaşıyor ailesiyle. Burada gençlerin çoğu ailesiyle yaşıyor. Ekonomik nedenlerle daha çok ve aile bağları kuvvetli hala, gelenek gibi bu demişti biri bana. Ben de hiç kendi başına yaşayan bir genç insanla tanışmadım sanırım. Yerevan’a çalışmaya gelen çok genç var sanırım bir saat uzaklıklardaki civar kentlerden.

20161211_151332

Çok vaktimiz yoktu Sevan’da, yol biraz uzadığı için, hava çok soğuktu, telefonumun tam olan şarjı bir anda bitiverdiği için burada pek göl fotoğrafı yok. Analog makine vardı neyse ki eski toprak. Onla da tüyleri taş rengi şu köpekleri çektim gölden çok. Güzelmiş Sevan, beyaz dağlarla çevrili, bazen sarı otların altında mavi, beyaz dağların altında gri. Çok soğuk ama çok. Hava sıcakken ne güzel olurmuş tepede, göl kıyısında oturmak. İki kilise vardı, kilisede eller cebe sokulmaz ve erkekler başını kapatamazmış.

Bir de burda bazı çınar ağaçlarının yaprakları insanı şaşkına çevirircesine hala yeşil ve dün akşam yılın ilk karı yağdı, yağdığı gibi de tutup bugün akşama doğru eriyip gitti.

Advertisements
Sevan

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s