Komşu, beslenme, tohum politikaları ve karbonhidratın hayatımızdaki yeri

20161227_172537Bugün ilk komşu ziyaretimi yaptım. Sunumda tanıştığım Alizee’nin evine. Alizee Fransa’dan gelmiş bir yıllığına, sanat etkinlikleri düzenlemeyle uğraşıyor. Küçükken annesi babası onu hiç sinemaya götürmezmiş. Bir kere halası götürmüş onu, kaç yaşında olduğunu anımsamıyor, bir bacak varmış boyu. O film de Ermenistan’a Yolculuk’muş. O günden beri merak ediyormuş, gelip yaşamak insanlarıyla tanışmak istiyormuş, sonra böyle bir proje bulup gelmiş. Tüm mevsimlerini görmek istediğini söylüyor gittiği bir yerin. Ben de buranın baharını göremeyeceğim için üzülüyordum son zamanlarda, niye dört ay demişim ki diye. İki Ermeni adamla yaşıyor Alizee. Arwen ve diğerini unuttum. Bir bahçenin içinde iki komşuyla birlikte yaşıyorlar. İçeriden merdivenleri var evlerinin, Azilee’nin odasına çıkıyor. Bir de balkondan kapanmış bir oda var Azilee’nin odasından açılan, yaza doğru orada birilerini ağırlayabileceğini söylüyor. Belki ben de gelirim diye geçiriyorum içimden.  Azilee önce edebiyat okumuş sonra da tiyatro prodüksiyonu gibi birşeyler, ama müzik, dans her şey olabilir dedi. Geldiğimden beri dağlara gitmek var aklımda, köylere, kırsala. Azilee’yle tanıştığımız akşam dağlara gittiklerinden bahsetti. Arwen rehbermiş ve neredeyse her haftasonu dağlara, ormanlara gidiyorlarmış. Bir sonraki seferi yakalamayı umuyorum. Fransa’daki arkadaşları Ermenistan’a gideceğini duyunca öyle bir ülke var mı gerçekten nerede diye sormuşlar. Fransa’da Ermenistan’dan hiç bahsedilmediğini söyledi. Oysa bildiğim kadarıyla oraya yerleşmiş Ermeniler var. Ona biraz kendimi anlattım, kırsala gitmek istediğimden, şehirde kalırsam herkese açık bir dans mekanı, stüdyosu gibi bir şey oluşturmak istediğimden bahsettim, o da aynı şeyleri düşünüyormuş, o ve birkaç arkadaşı, bizim gibi. Aynı şeyi kırsalda yapabilirsin dedi, ben de en son o noktaya gelmiştim, yeniden. Türkiye’deyken gerçekleşmesinin zor olduğunu düşündüğüm bu şeyler şimdi öyle zor görünmüyor gözüme. Her şey işe girişmekle ilgiliymiş gibi, uzaktan düşünmek yerine. Şu tarım yasasından bahsettim ona. 2018’den sonra hibrit tohum kullanmayan çiftçilerin desteklenmeyeceğinden. Fransa’da da aynı şekildeymiş yıllardır. Ama bazı insanlar biraraya gelip kendi yiyeceklerini yetiştiriyorlar dedi. Dikiş dikmeyi seviyormuş Azilee, o da çizimini geliştirmek istiyormuş. Kek yapmıştı çayın yanına ama yiyemedim. Karbonhidrat tüketmeyeli bir ay olmak üzere. Sanırım belim artık 3 karış fakat cildim baya güzelleşti. Tabii zayıflamak için değil bu diyet. Candida‘yı duymuş muydunuz? Bu normal insanlarda maya halinde bulunan organizma, yararlı bakterilerin azalması durumunda mantara dönüşüp kronik bir hal alabiliyor ve tabii ki modern tıp, sorunun kaynağına gitmek yerine, kirleri halının altına süpürüyor. Kurtulmanın yolu da kandidayı beslemeyecek ve onunla savaşacak şeyler yemek. Yani şeker, tahıl, pirinç, pişmiş bakliyat, patates, havuç, pancar, balkabağı, mayalı ürünler, fermante ürünler, kahve, siyah çay, alkol, peynir, hazır gıdalar ve hatta meyve! (bu en üzücüsü) yenemiyor. Kuruyemiş yemek istersen onları sıcak suda bekletip kabuklarını soyman gerekiyor. Her şeyi hazırlamak, her şeyi önceden düşünmek zorundasın. Çünkü seni hızlıca ve kolayca doyuracak karbonhidrat yok hayatında. Karbonhidrat çağımızın besini gibi. Hızlı yaşamakla, şehirle çok özdeşleşiyor. Çaba harcamadan, düşünmeden, en kısa yoldan, en kolay şekilde beslenmek. Hazır gıdalar, çikolata, ekmek, pilav, makarna. Hepsi baya kolay ve hızlı. Ben günde en azından iki saatimi yemek yapmaya ayırıyorum. Baya değişik tarifler denemeye başladım. Çimlenmiş bakliyatlarla omletler, hindistancevizli yulaf kepekli ekmek, patlıcanlı kabaklı lahana böreği, çılbır yiyebiliyorum mesela!

20161221_102004

Ben de yumurtanın kolaylığına düşmüştüm biraz. Birşeylerle karıştırıp hemen yapabiliyorsun yumurtayı da. O yüzden bu kadar çok tüketiliyor sanırım. Şimdi onu azaltmayı ve başka alternatifleri hayatıma sokmayı deniyorum. İnsanların benim kadar vakti olmuyor tabii, çalışmaları gerekiyor, bu yüzden de daha hızlı beslenmeleri, daha çabuk doymaları, yemeği çok düşünmemeleri gerekiyor. Belki bu yüzdendir karbonhidratın bu denli çok kullanılması. Kim söylemişti hatırlamıyorum ama biri dünya tarım piyasasının buğday, mısır, pirinç, şeker ve soya üzerinden döndüğünü söylemişti. En genetiğiyle oynanmış, en çok para kazandıran, en çok kullanılan ürünler.

20161222_101146

Alternatiflere yöneldikçe çeşitlilik de artıyor, ıspanağı çiğ yediğim pek olmazdı önceleri  (yukarıdaki ıspanak mücveri, pişmiş tabii burda), turp da yemezdim çok, neyse ki burada hindistan cevizi ucuz. Ekmek yemek istiyorsam önce hindistan cevizini açmam, sonra içindeki parçaları çıkarıp rendelemem, yulaf kepeği ve yoğurtla karışıtırıp hamur hazırlamam gerekiyor. Bir hindistan cevizinden 15 gün yetecek ekmeğimi çıkarabiliyorum. Tabii her gün sadece bir dilim yiyerek. Mercimekler iki günde çimleniyor ama barbunyalar hala filiz vermedi. 2 hafta sonra meyveyi yeniden hayatıma sokmaya başlayabilme ihtimalim beni heyecanlandırıyor. İlk defa bir meyve yediğimde nasıl hissedeceğim merak ediyorum. Ne yediğimi bildikçe, önemsedikçe vücudumu da daha çok duymaya başlıyorum sanki, değişiklikleri görüyorum, ne yemiştim değişik de böyle oldu diye düşünüp bana iyi gelen, gelmeyen şeyleri anlamaya çalışıyorum. Kırsalda yaşamak da biraz böyleymiş gibi geliyor. Ne yiyeceğini düşünüp ekmen, uğraşman, beklemen, emek vermen gerekiyor. Beklemeyi unutuyoruz hızlı yaşarken şehirde. Beklemek sorunmuş gibi geliyor. Yemeğin hazır olmasını bile beklemek istemiyoruz. Geç gelen siparişler bizi sinirlendiriyor. Beklemeyi, sabretmeyi ne zaman unuttuk? Niye bu kadar hıza ihtiyacımız var? Bir yönden tohum politikaları da bundan farklı değil. Daha çok, daha hızlı, her zaman ulaşılabilir besin. Daha az çaba, daha çok ürün. Kendimi çok yavaşlamış hissediyorum burada. Yemek yaparken, yataktan kalkarken, odamı toparlarken, sokakta yürürken pek değil çünkü soğuk. Belki kendime ayıracak çok zamanım olduğundan, hiçbir yere koşmam gerekmediğinden. Yine de kendimi o telaşta buluveriyorum arasıra. Aaa proje yapmalıyım, okuma yapmalıyım, bir sürü gelmek isteyen arkadaşım var, her şeye nasıl yetişeceğim telaşında. Geçiyor sonra birşeyler yapınca bunlarla ilgili. Her şey harekete geçmekle ilgili, harekete geçmeyince oluşuyor böyle telaşlar.

Bugün doğaçlama dans buluşmaları için hazırladığım kötü afişi* bitirdim ve Gökçen gittikten sonra ilk kez yukarıdaki salona hareket etmeye çıktım.Nazareth yukarının anahtarını vermişti bana, dün ona çalışmak istediğim saatleri gönderdikten sonra. Burası sunum odası aslında, sandalyeleri dışarıya çıkardık ve güzel bir dans mekanı oldu. Penceresinden de çok güzel balkonu olan bir ev görünüyor. Bana biraz Olimpos’ta Ezgiler’in pansiyonundaki köşkleri, biraz Basmane’deki çok ucuz otel bozması yerleri anımsatıyor.

20161227_105409

Ne zamandır bir çiçek almak istiyorum eve, Alizeeler’den dönerken bir pencereyle karşılaştım, bilmem ev miydi içerisi, her yer çiçek doluydu, göründüğünden fazla. Arwen buraya gelmeme şaşırmış, pek Türk gelmez buraya dedi. Alizee çeviriyor çünkü Arwen İngilizce değil ama Fransızca biliyor. İngilizce bilmeyen Ermeniler’le daha çok tanışıp daha çok Ermenice konuşmak istiyorum.

20161227_191453

*Bakınız kötü afiş.

 

Advertisements
Komşu, beslenme, tohum politikaları ve karbonhidratın hayatımızdaki yeri

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s