Kars’a gitmiş gibi

Sanırım Ermenistan’a aşık oluyorum git gide. Öyle laf gibi değil, çok uzun anlatabilirdim bunu ama çok uzun olacağı için anlatmayacağım. Bir de burda yazarken her şeyi tam yaşadığım gibi, yaşadığım kadar anlatmıyorum biraz daha kabul edilebilir bir gerçeklik çerçevesinden anlatıyorum ki kafayı yediğim düşünülmesin.

img_5301

Neyse, Hrant Dink Vakfı’ndan Anna beni Gümrü’ye evine yemeğe davet etmişti, malum burda zaman Noel zamanı. Önceki gün de Türkiye’den gelen Rojhat, Feyyaz, Müslüm ve buradaki ev arkadaşlarımla Armavir’e Türkiye sınırına ve bir yerlere daha gitmiştik, bu başka bir hikaye, önce olmasına rağmen sonra anlatacağım. Çok yorgundum ve yarın da gideceğim ama nasıl gideceğim diye düşünüyordum yatarken. Gümrü Yerevan’a 3 saat 15 dakika uzaklıkta trenle. Ben de sabahın 6:30’unda uyanıp, saatlere göre sabahın olduğu ama gecenin sürdüğü sokaklarda yürüyüp 07:55’teki trene son dakikalarında yetiştim. Bilet alınıyor mu anlamadan bindim. -trende alınıyormuş buranın bileti ve sadece 7 tl o kadar yol.-

img_5277

Türkiye sınırına çok yakın yerlerden geçiyor tren zaman zaman. Karşı koltuklarda kalan manzaralara gidip gidip sis elverdiğince görmeye ve çekmeye çalıştım. Tren düşündüğümden kalabalıktı, bu vagonun iki vagon arkasında boş sayılabilecek bir vagon vardı, sessiz sakin ve çok soğuk. Oraya gittim bazen çekmek için, sonra üşüyüp geri döndüm sıcak aile vagonumuza.

img_5291

Şu küçük çocuğu izledim durdum, renkli şeyler çok ilgisini çekiyordu, mataram, telefonum, karşı koltuktaki küçük kızın çantası.

Çantasını küçük kızın ısrarlarına dayanamayıp ona veren ondan biraz daha büyük kız; bir süre sonra koltuğunun önünde volta atmaya başladı, yüzüne birini taklit ediyormuşçasına yerleştirdiği, oyunbaz bir hoşnutsuzluk, bir sabırsızlık ifadesiyle.

Küçük kızın annesi, Pink Floyd tişörtlü çocuk yüzlü babayı dürterek babayı, çantayı küçük kıza vermeye yolladı. Yine çocuk benim matarama yönelmişken yanımıza gelip rahatsız etmiyor değil mi diye sordu. Yok yok hiç etmiyor dedim.

Karşımda oturan, buraya gelirken karanlık sokakta önümden yürüyerek  benimle aynı metroya binmiş olan genç çocuk da küçük kızların oyununu izleyip gülümsüyordu çoğu kez.

Ben de trende gördüklerimi kısıtlı Ermenice kelimelerimle ve google translate ile öğrendiğim yeni kelimelerle yazıya dökmeye çalışıyordum. Sonradan gelip karşıma oturan, yazdıklarıma göz gezdiren bir adamla birkaç cümle Ermenice konuşmayı başardım bile. Adam değil ama çocuğu anladı dediğimi de bana cevap verdi. Gümrü’ye değil Armavir’e gidiyorlarmış.

img_5374

Anna’nın evinde diyetim yüzünden yiyeceklere temkinli yaklaşıp bir yerden sonra ipleri ve bir aydır uyguladığım diyeti bırakıp bugün yiyeyim diyerek o kadar laf ettiğim karbonhidratları yedim ve hiç pişman olmadım. Tabii ikinci misafirliğimde abartmasam iyi olacaktı. Sanırım şimdi iki hafta sonra yiyeceğim meyveleri yemeye başlayamayacağım. Örgü örerken yanlış yapıp bir sürü sırayı sökmek gibi bir şey yaptım diye düşünüyorum. Yine de yaptıklarımın sorumluluğunu almayı öğrendim sanırım artık. Burada hep yeni birşeyler öğreniyorum, kendimle, hayatla ilgili birşeyler keşfettiğimi düşünüp duruyorum. Aslında anlatacağım şey bu yiyecekler, diyet falan değil ya işte. Karo mesela, Daron, Aram, Syuzi, insanlar, insanların ilişkileri, şehrin güzelliği, samimiliği, Kars’a benzeyişi. Sarı süpürgeler. Artık sarı süpürge hikayesini de anlatmalıyım yakında.

img_5304

Karo, Anna’nın bana şehri göstermesi için çağırdığı arkadaşı. Birkaç yıl önce bir süreliğine İstanbul’da yaşamış ailesi ile birlikte. Tıpkı Daron ve ailesi gibi. Kuyumculuk yapmış orada Karo, burada da düğün fotoğrafçılığı yapıyor. Burada düğünler hep kışın olurmuş, çünkü yazın insanlar çalışmaya Moskova’ya gidermiş orada para biriktirip kışın da evlenirlermiş.  Gümrü’de iş yok. Düğünlerde çok oynarlarmış, ama son zamanlarda geleneksel düğünler azalmış, daha Avrupa düğünleri gibi yapılıyormuş düğünler. Güzel düğünler köylerde kalmış.  Herkes göçüyormuş bu şehirden işsizlikten. Daron’a göreyse iş bulunmaz, iş yapılır. (Düşündürdü bu söz beni sonra, onca iş arayan insan, iş aramak bir yanılgı mı acaba diye. Belki de iş aranan bir şey haline getirilmiştir, eskiden bulunan, yapılan bir şey iken. Belki insanlar iş bulmayı unutmuşlardır aramaktan.)”Kim istiyor buluyor.” Daron Gümrü’de iş yapanlardan. Tiyatro’da çalışıyor, müzik yapıyor ve sanırım bütün Gümrü’yü tanıyor. Onu Couchsurfing’den bulduğumda, facebookta 8 ortak arkadaşımız olduğunu görüp Ermenistan’ın küçük olduğunu düşünmeye başlamıştım.

Gümrü’de 1988’de çok büyük bir deprem olmuş binaların çoğu yıkılmış, çok insan hayatını kaybetmiş. Ondan sonra Gümrü’de pek iş kalmamış. Herkes Yerevan’a gitmiş. Hala evleri olmayan, konteynırlarda yaşayan insanlar varmış. Karo, eski belediye başkanının küçük sarayını gösterirken, hiç bakmıyorlar Gümrü’ye, hep Yerevan’a bakıyorlar dedi.” Çünkü orada iş var, burada yok.” Haksız sayılmaz, depremde göçmüş ve hala yapılmayan bir altgeçit vardı şehirde. Çok şey anlattı bana buradaki insanlar, Türkçe konuşabiliyoruz diye mi bilmiyorum. Kendimi Yerevan’da biraz izole, insanlara tam yaklaşamıyormuşum gibi hissediyordum. Gümrü’de bu kırıldı, Türkçe konuşmadığım insanlarla da.

Bir sürü heykel gösterip hikayelerini anlattı Karo. Mesela bu adam Gümrü’nün en komik adamıymış. Ölünce heykelini dikmişler. Yerevan’da da çiçekçi bir adamın heykeli var sokakta. Bir adam her gün sokakta insanlara çiçek dağıtırmış. Öldükten sonra heykelini dikmişler sokağa. Çiçek veren adam heykeli, ilk geldiğim günler Armenuhi anlatmıştı bu hikayeyi de. Gümrü mizahın başkenti diyor yandaki yazı da, Daron’un arkadaşları yapmış.

img_5320Burası Daron’un çalıştığı tiyatronun önü. Bu heykel de Ermenistan’ın Kemal Sunal’ıymış, Frunzik. Gümrü’den. Gümrü çok oyuncu çıkarmış, çok sanatçı. İş olmadığı için mi böyle diye sordum ısrarla birkaç kişiye ama yok hep böyleymiş gibi şeyler söylediler. Bence bu işin işsizlikle bir ilgisi var!

img_5314

Karo düğün fotoğrafları çekiyor demiştim, Gümrü’ye yakın köylerde çok tanıdığı varmış iş yaptığı daha önce . Köylere gitmek istiyorum deyince, yaz olsaydı dedi. Gümrü -20 dereceymiş ben gelmeden. Ben çok üşümedim oradayken, güneş vardı ve kışa çok alıştım artık, seviyorum da kışı. Armavir’de oldu bu da, kışı sevdiğimi düşündüm. Baykuşları gördükten hemen sonra. Karo aynı zamanda Türkçe öğretiyor buradaki bir gruba. Onlarla Ani’ye gideceklermiş ocaktan sonra. Ani’ye Ermenistan tarafından da girilebiliyormuş. Köyün muhtarı ya da bir görevli bir kağıt veriyormuş, sınırda hem Ermeni hem Türk askeri varmış, ve geçilebiliyormuş o kağıtla. Sonuna kadar gidilemiyormuş. Anladığım kadarıyla Ani’nin bir kısmı Ermenistan, bir kısmı Türkiye tarafında. Ben de onlara katılacağım bir sonraki gezilerinde. Böylece Aras’ı bir de diğer taraftan göreceğim. Ani’ye yeniden gittiğimde ne hissedeceğim acaba diye düşündüm. Çok daha farklı hissedeceğimi, belleğimdeki boşluğun dolmasıyla, harflerini okuyabildiğim yazılarla taşların da anlamının değişeceğini düşünüyorum. Merak ediyorum yeni anlamı.

Karo beni bir buçuk saat gezdirdi aslında sadece, ama tüm gün dolaşmışız gibi geliyor kulağa böyle yazarken. Zaman göreceli bir kavram.

Karo bu yaz Türkiye’de film çekmek istiyor. Bir Ermeni ailesi bulmuş Van’da. Şimdi senaryosunu yazıp bir yandan para biriktiriyormuş. Van’a, Kars’a, Muş’a, Bitlis’e gitmek istiyor. Kameram var, nasıl kullanacağımı biliyorum, yol parasını ve kalacak yer parasını halletsem başka bir şey lazım değil diyor. Evet bence de! Film yapmak için yüksek bütçelere ihtiyacımız yok yeteri kadar enerjiye ihtiyacımız var . Ona couchsurfing’den bahsettim, insanların evlerini açtığından, paylaştığından. Çok sevindi bu site ile ev bulabileceğini duyunca. Belki ben de gelirim sana yardıma dedim. Türkiye’ye döndüğümde Ermeniler’in eskiden yoğunlukla yaşadığı yerlere gidip oraları görmeyi istediğimden bahsettim.Çok arkadaşı gelmek istiyormuş onunla, ama yalnız gezmeyi seviyormuş Karo. Bana hayır demedi bakalım, belki birlikte film yaparız. Kars’ı görünce bir süre burada mı yaşasam diye düşündüğümü anlattım. Ne iş yapabilirim Kars’ta diye düşününce ilk aklıma gelen de Kars’ta fotoğrafçılık yapmaktı, düğün falan çekerim diye düşünmüştüm. Kars’a çok benzeyen Gümrü’yü ve bu işi yapan Karo’yu görünce gülümsedim kendi kendime.

IMG_5309.JPG

Küçük yerlere gittikçe neyi sevdiğimi anlıyorum. Karşılaşmaları seviyorum mesela. Aynı insanı günde iki kez sokakta görebilmeyi. İnsanların birbirleriyle, yaşadıkları yerle kurdukları ilişkiyi. Köyde bir ağaç altına bir koltuk atılıverilmiş oluyor. Kars’ta insanlar canları sıkıldığı için film göstermeye başlıyor, hep birlikte dağlara gidiyorlar, Gümrü’de duvarlara yazılar resimler asıyorlar, şehrin en komik adamının heykelini yapıyorlar. Tanıdıklık hissini seviyorum. Aitlik.

img_5317

Depremden önce yüksek binalar varmış Gümrü’de. Şimdi yok 5-6 kattan fazla. Yeni yapılan binaların da mimarisine çok dikkat ediliyormuş. Şehrin yapısına uygun olması gerekiyormuş.

img_5603

Kars’tan fırlamış bir sokak gibi burası. Siyah taşlı binaları, uzun geniş sokaklarıyla. Kars’ı görüyorum sayılır diye düşünüyordum Gümrü’de gezerken. Kars da şimdi böyledir. Gümrü çok güzel şehir de insan yok diyor Daron. Tüm arkadaşlarının Yerevan’a gitmesinden şikayetçi. Bir sürü arkadaşı vardı oysa tanıştığım, hepsi noel için buradaymış meğer. Ben de ne güzel buradaki ilişkiler, insanlar diyordum ya. Karo’ya senaryoda yardım eden bir kadın varmış 20 yaşında, gruptaki en iyi Türkçe’yi o konuşuyormuş ama ailesi izin vermiyormuş yurtdışına, Türkiye’ye gitmesine.

Daron’la birşeyler olmayan yerlerde birşeyler kurmanın öneminden konuştuk. Birşeyin olduğu yerlere gitmek yerine olmayan yerde onu kurmanın anlamını. Sanırım yapmak istediğim şeyin bu olduğunu söyledim.

Daron’un bir grup arkadaşı Yerevan’dan Gümrü’ye taşınıp burada kafe açmışlar. 3 gün önce açılmış. Şehirde her yer kapalı ama burası açık, hemen üst katta yaşıyorlarmış çünkü.Bir küçük sahne vardı alt katında, bir sürü insan değişe değişe birşeyler çaldı. Benim de aklıma projeyle ilgili birşeyler geldi. Birlikten mi doğuyor beraberlik halk danslarında? Aynı hareketleri yapmaktan, bir olmaktan? Beraberliğin farklı yollarını araştırırız belki atölyelerle. Müzik nasıl birleşiyor mesela, müziği birleştiren ne? Gümrü de çok fazla Türkçe’ye ortak kelime varmış. Kemer, nardivan, apal topal, daha bir sürü. Gümrü’nün adı da Gümrük’ten geliyormuş meğer. Bu barda bir kadınla tanıştım, Gohar. Butoh dansını çok merak ettiğini söyledi, görsel sanatlarla uğraşıyormuş aslında. Araks da öyle. Bedeni hissederek hareket etmeyi sevdiğini, birşeyler öğrenmeyi çok istediğini söyledi. Gallery 25 diye bir yerde çalışıyormuş. Orayı biliyordum Hrant Dink Vakfı’ndan. Belki orada atölye yapabileceğimden konuştuk. Ertesi gün gittik de, işte şu odada birşeyler yapabileceğim.

img_5632

img_5626

Burası poliklinik, otel ve sanat galerisi. Eskiden poliklinikmiş sadece, jinekoloji polikliniği. Şimdi duvarlarında tablolarla poliklinik devam ediyor hala ve yatılı  kısmı her odasında bir sanatçının eserlerinin sergilendiği bir otele dönüştürülmüş.

img_5630

Eskiden Ermeniler paganmış biliyorsunuz. O zamanlardan kalma bir inanç varmış. Ortası delik böyle doğal bir taş olduğuna ve ortasından geçenin yeniden doğduğuna inanılırmış. Br sanatçı da böyle bir heykel yapmış.

img_5623

Bu da ilgimi çeken bir sanatçının eseri. Topchyan Vahan. Nazareth’in de favori artistlerindenmiş. Beni buraya getiren Gohar söyledi. Gohar geçtiğimiz yıl Yerevan’da evsizken benim kaldığım evde kalmış. Nazareth çok iyi arkadaşımdır dedi. Yine bir kez daha Ermenistan çok küçük! Hangi odada kaldığını sordum, kırmızı kapılı oda dedi, benim kaldığım 🙂 Diğer ilgimi çeken sanatçıysa doğada yalnız başına yaşayıp doğadan aldığı ilhamla birşeyler yapan Hagop… soyadını öğrenince ekleyeceğim.

Burası Daron’un aile evi dışındaki evi. Genelde konserler yapıyorlarmış burada ve couchsurfing’den gelen insanları ağırlıyorlarmış. Buraya ilgilenen biri varmış, işte süpürgeyi tutuyor. Hep birlikte müzik yaptılar, ben de barda aklıma gelen düşüncelerle dinledim, gözledim, deneyimledim etrafı. Eve girmeden bir evden çıkan dumana takılmıştı gözümle kameram. Daron dedi aa bizim evden geliyor. Soba yanıyormuş içeride.

img_5394

Daron’larda yemek yemiştik buraya gelmeden, Daron’un arkadaşları davetliymiş bu akşam noel yemeğine. Herkes her gün misafir ağırlıyor. Genelde 12’den sonra gelmeye başlıyor misafirler, kimisi davetli, kimisi davetsiz geliyor. Her zaman evde biri oluyor mutlaka. Tüm aile birlikte gitmiyor gezmeye. Arkadaşlarından biri de Sona’ydı, onunla Yerevan’a geldiğim ilk günlerde ICA’da tanışmıştım. Ermenistan küçük yer! Ya da sanatçı çevresi böyle.

IMG_5528.JPG

Syuzi’yle uzun uzun konuştuk, sanat eleştirisiyle uğraşıyormuş. Daron’un abisi Gevor’la evli. Ağustosta evlenmişler, çok gençler daha 21,22 yaşlarında. Gümrü’yü çok sevdiğimi söyleyince şaşırdı. O çok sevmiyormuş. Herkesin sorunları var, iş yok, sıkıntı içinde insanlar dedi. Yerevan daha çekici geliyormuş ona. Orası daha özgür gibi geliyor dedi, daha farklı orası. Gümrü sıkıcı geliyormuş, Ermeniler sıkıcı geliyormuş ona. Başka dilleri öğrenmeyi çok seviyormuş, İngilizcesi’ni de dört yıldır kullanmadığını söyledi ama oldukça iyi konuşuyordu. Şimdi tüm planları değişmiş Syuzi’nin, hamile olduğu için. Burada hep birlikte yaşıyorlar ailece. Ermenistan’da Türkiye’den çok daha yaygın aile ile birlikte yaşamak, evlendikten sonra da. Değişik geldi böyle evli gibi değiller de 3 çocukları olan bir aile gibi hissettim onları. Geleneksel kadın erkek rolleri görülüyordu evde.

img_5485

Daron’un babası Aram’la da sohbet ettik sabah. Bir tarafları Kars’tan bir tarafları Muş’tan gelmiş. Narine’ler de Kars’tan gelmiş. Gidip görmüşler oraları. Anna’nın da Kars’tan gelmiş babasının büyükannesi. Çocukluğu orda geçtiği için hep anlatırmış, betimlermiş Kars’ı. Çok iyi bir hikaye anlatıcısıymış. Anna Kars’a gitmenin onu nasıl etkileyeceğini bilmediği için henüz gitmeye cesaret edememiş. Orayla çok farklı bir ilişkisi olduğunu söylüyor. Hazır olduğu zaman gideceğini. Daron’un büyükannesi İstanbul’da Büyükada’da yaşıyormuş. Yılda üç dört kez gidip geliyorlarmış İstanbul’a. Seviyorlar İstanbul’u. Daha önce de orada yaşamışlar zaten. Burada pek iş olmadığı için gitmişler İstanbul’a. Çocuklar okusun diye de dönmek zorunda kalmışlar. Çünkü o zamanlar Ermeniler Ermeni okullarına gidemiyormuş. Şimdi problem yok dedi Aram. Türkiye’den tekstil, giysi alıp burada satıyorlar şimdi. Sınır açık olsa çok rahatlayacakmış işleri. Bir ülkeye yol gerek, Türkiye sınırı kapattı, ama hala yaşıyoruz biz dedi Aram. Gevorg’la Syuzi’nin düğün alışverişini de İstanbul’dan yapmışlar yazın. Dış kapının eşiği buz tutmuş. Onu saç kurutma makinesiyle eritti. Gümrü Kars gibi, çok soğuk. -20lerdeymiş ben gelmeden, ben oradayken de -11’miş ama daha sıcak hissettiriyordu.

img_5497

Hrant Dink’ten bahsettik, “ne dedi ki Hrant Dink, hemen vurdular. Öldüren kişiye de bir daha yapma dediler, böyle olur mu, kötü bir şey yaptıysan cezasını çekersin, sonra başkaları da aynısını yapıp ama ona bir şey yapmamıştınız diyecek” Ne düşünüyor Ermeniler Türkler hakkında dedim. Halkın birbiriyle problemi yok dedi, devletin işleri bozduğunu söyledi. Burda kimse sana Türk olduğun için kötü bir şekilde yaklaştı mı dedi, hayır dedim, yaklaşmayacak da dedi. Türkiye’deki gelişmeleri, seçimleri hep izlediklerinden bahsetti. “Türkiye’de savaş olunca, bizi de etkiliyor. Biz Türkiye’nin de iyi olmasını istiyoruz”. Karabağ sorunu yüzünden Türkiye’nin kapılarını açmamasını anlamadığını söyledi. Azerbaycan farklı Türkiye farklı ülke. Niye bu sorunu önümüze koyuyor diyor. “Bir arkadaşım var Türkiye’de dedim siz Azeri misiniz, sizin başkan öyle diyor onlar bizim kardeş ülkemiz diyor.” Yok onlar başka biz başkayız, bana Azeri deme demiş arkadaşı. Karabağ Ermeni toprağı, savaş olduk, kan döküldü alındı, ama şimdi biz bizim diyoruz, onlar bizim diyor. Tüm paralar Karabağ’a gidiyor dedi. Türkiye’de de savaş oldu zamanında, sınırlar çizildi, topraklar orda kaldı. Biz onları geri istesek şimdi olur mu, olmaz, Karabağ da onun gibi dedi. Keşke sınırlar olmasa, savaşlar olmasa dedik. Ama sen şimdi git biz savaş istemiyoruz de devlet adamlarına kim dinliyor dedi.

img_5512Camlar da buğulanıyor hep, her gün o suları silmeleri gerekiyormuş, hiç sevmiyor evde kimse bu işi. Genelde Aram’a kalıyormuş. Protesto edeceğim yapmayacağım diyor. Aram Rus kültüründense Türkiye’nin kültürüne yakın hissediyormuş. Rusya’da da yaşamışlar bir süre. Narine yüzlerce yıl beraber yaşadık Türkler’le, hep aynı gelenekler var dedi. Daha önceki bir konuşmada başka biri bana TBMM ilk kurulduğunda Ermeni vekillerin de olduğundan bahsetmişti.

Sovyet zamanı nasıldı dedim Aram’a. İş vardı, her şey vardı, geçim kolaydı, her şey ucuzdu ama çocuklar şimdi diyor ki o zamanlar kötü, çok katı kurallar vardı, şimdi daha iyi. Şimdi geçim sıkıntısı var, iş yok, fabrika yok. Çoğu şeyini dışarıdan alıyor Ermenistan, dedi. Sovyet kültürü dayatıldı o zaman, o baskı kalkınca Ermenistan kendi eski kültürüne dönmeye başladı dedi. Bu resimleri ahşap parçalarını birleştirerek kardeşi yapıyormuş. Bir şarkıcıymış o adam.

img_5504

Misafiri çok seviyorlarmış, Couchsurfing’den çok insan geliyormuş dünyanın her yerinden. Syuzi burası senin evin ne zaman istersen gel dedi. Çok iyi hissettim Gümrü’de. Hem nehrin kıyısına da inemedim, yeniden gelmek isterim, hem daha Gohar’a dansla ilgili bir şeyler göstereceğim.

img_5333

Bir kukla tiyatrosu. Sanat şehri diyorlar Gümrü’ye. Öteden beri öyleymiş.

Advertisements
Kars’a gitmiş gibi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s