arev ga!

IMG_6249.JPG

Sonunda!

Bir ayın sonunda

sonunda güneş geldi iki gündür buraya

gökyüzü mavi

insanlar renkli montlarıyla dışarıda.

Gökçen diyordu da hep bu insanlar hep koyu renk giyiyor diye, renkli montları çekip çekip ona yolluyorum gördükçe. Güneşle çalışıyorum ben, bir de insan sıcaklığıyla. Kameram da güneşle çalışıyor. Güneş yoksa çektiğim fotoğraflar hiçbir şeye benzemiyor. Bir de samimi, yakın arkadaşlıkları özlüyorum. Bilmem bir süredir hissettiğim enerji düşüklüğüm buradan da hissediliyor muydu ama uzun zamandan sonra enerjimin yeniden yükseldiğini hissediyorum. Güzel şeyler yaptım diye belki bugün, planladığım gibi biraz dans araştırması ya da Ermenice çalışmak yerine, birden oturup portre çizesim geldi. Geçen hafta gittiğim Kadın Derneği’ndeki resim dersinde öğrenmiştik ya portre çizmeyi, kendimizi çizmeye çalışmıştık son ders, benim de aklıma yanımdaki çocukluk albümüm geldi, oradan bir çocukluk fotoğrafımı çizmeye başladım.

16395468_10154082088782373_1958308568_n

Ben portre çizmeyi hiç beceremem sanırdım, meğer yeterince denememişim. Dans da edemem sanıyordum dans etmeye başlayana kadar. Öyle uzun uzun oturup çizmek sabah kahvaltısı öncesi çok iyi hissettirdi bana. Güzel başlayan gün de güzel devam etti. Ermenice dersinde çok konuştuk mesela, hatta iki saati geçmiş olduğumuza emindim neredeyse. Ruzan’ın ailesinden bahsettik, büyükannesi Türkçe konuşmayı seviyormuş, özellikle bizim anlamamızı istemediği şeyleri Türkçe söylerdi dedi Ruzan. Adana bölgesinden gelmiş anne tarafı, baba tarafı da Sivas’tan Sepastia diyorlar onlar. Marsilya’ya göçmüşler soykırımdan kaçıp. Buraya gelmeden önce Türkiye ve Ermeni Hayaleti diye bir kitap okumuştum. Kitabın bir bölümünde Marsilya’dan ve oraya yerleşen Ermeniler’den bahsediyordu. Ruzan’ın anneannesi Brezilya’da kardeşini bulmuş yıllar sonra. Kitapta da böyle bir hikaye vardı diye hatırlıyorum, yoksa Ruzan’ın hikayesi mi diye düşünüyordum ki Ruzan bir film olduğundan bahsetti Marsilya’daki Ermeniler’le ilgili. Yarı otobiyografik olan bu film, neredeyse Ruzan’ın ailesinin hikayesini anlatıyormuş, aynı hikaye dedi. Ben de kitapta bu filmden bahsedildiğini hatırladım. Mayrig. Anne.

Sonalar da Adana’dan geliyorlarmış. Onun anneannesi de Türkçe konuşurmuş. Çekmek deyimini biliyordu, birine çekmek. Sona’yla onun çalıştığı Etnografi Enstitüsü’ne gittik, orada dans bölümü varmış, oradakilerle konuştum, yarın tekrar gideceğim, biraz Türkiye’den geleneksel dans videoları götüreceğim onlara, birlikte izleyip bakacağız benzerliklerine. Sonra Sona’yla oturduk evde, Cemal geldi, yemek yedik. Kediye et pişirdim. Hep daha fazlasını istedi. Neyse Sona’ya arkadaşlık ağlarını bulamadım gibi diyordum Yerevan’da. O da ben tüm hayatım boyunca aradım, sonra Hasmik’le tanıştım ve yakın arkadaş olduk dedi. Burada küçük çevreler var, arkadaş grupları ve herkes yeni insanlara açık olmuyor dedi. Neyse ki sonunda bizi buldun, şanslısın dedi.

Hasmik’ten ve dans grubundan da bahsetmek istiyordum bir süredir bugüne kısmetmiş. İki hafta önce katılmıştım onlara, birkaç senedir varolan bir grup bu. Bir araya gelmiş profesyonel olmayan insanlar dans ediyorlar, araştırıyorlar, doğaçlıyorlar. Ben stüdyoya giden yolu öğrenemediğim için Hayk beni bekliyordu metroda, birlikte yürümek için. Ona Hasmik’le nasıl tanıştıklarını sordum. Bir etkinlikte tanışmışlar, şimdi nasıl bir etkinlik olduğunu hatırlayamadım. Tanıştığımız anda arkadaş oluverdik ve sonra onun dans derslerine gelmeye başladım dedi. Artyom’la yürüdüm dönüş yolunda, ona da sordum nasıl tanıştınız Hasmik’le diye. Burda Echmiyadzin diye bir kilise var, çok ünlü eski bir kilise. Kapılarındaki işlemelere, renklere hayran kalmıştım. Hayran kalmak derken gerçekten kaldım. Bir süre ayrılamadım, baktım, çektim.

img_5220

Neyse bu kilisede bir kafe mi varmış, büyük bir yer burası, orada arka masasında oturuyormuş Hasmik Artyom’un, öyle tanışmışlar. Dans mı ediyorsun diye sormuş Artyom Hasmik’e vücudundan, hareketlerinden anlamış derken Artyom da dans etmeye başlamış. Artyom bankacılık ve bilgisayarla ilgili bir iş yapıyor. Hayk psikolog. Sona arkeolog, Hasmik sanat tarihi okumuş, hareket terapistliği yapıyor şimdi. Kendi kendini geliştirmiş. Okumuş, çalışmış üzerine. Henüz 25 yaşında, Sona da 24 yaşında ve yüksek lisansını bitirmiş, burada insanlar çok hızlı. Böyle karşılaşmalardan, arkadaşlıklardan kurulan bir dans laboratuvarı Baardia. Ben bir yer kurmak için bir mekanımız olmalı diye düşünüyordum hep. Bu grupla tanışınca gördüm ki geçici bir yer bulunabilir, önemli olan o ekibi toparlamak. Haftada birkaç gün bir yer kiralanabilir, devam ettikçe de bir mekanı kiralamaya, bir yer kurmaya dönüşebilir bu. Böylesi daha doğal hatta sanki. Eğer Ankara’da kalırsam böyle bir şey deneyebilirim.

img_5221

img_5224

img_5231

Dün de aslında cam yoğurt kavanozlarımı almış manava gidiyordum, kapları verip yoğurt alayım diye, baktım hava güzel, Sevan’ın yanına gideyim dedim. Daha önce bahsettiğim, Türkiye’den 80lerde göçmüş aile. Giderken de her şey öyle renkli öyle canlı göründü ki gözüme pazarda biraz fotoğraf çektim. Çiçekli fincanlarda kahve içen kadınlardan gözlerimi alamadım.

img_6227

Sevan, el yapımı pazarında ahşap kaşıklar, baharatlıklar ve babasının yaptığı kutuları satıyor. Aslında birkaç yıldır gelmiyormuş Vernisage’a. Mobilya üzerine çalışıyormuş daha çok, hatta Bursa’dan kumaş getirtiyormuş mobilyaları için.  Bu aralar pek sipariş olmayınca buraya düşmüş yolu. Abisiyle birlikte duruyorlar tezgahta. Yanına uğramamıştım daha önce, cevizden, ıhlamurdan, kayısıdan, gürgenden mutfak eşyaları vardı. Cevizle kayısının rengini çok sevdim. Ama mutfak eşyası için en iyisi ıhlamur oluyormuş. Zaten ilaç gibi bitki ya. Balları bile ıhlamur kaplarda saklarlarmış, o zaman bozulmazmış.

Sevan Abovyan’da oturuyor. Yerevan’a 16 km uzaklığında küçük bir şehir. Sessiz sakin, civarında bir sürü köy. Birazdan köye su doldurmaya gideceğim istersen sen de gel dedi bana hem de futboldan çıkan oğlunu eve bırakacak. Sularını hep oradan alıyorlarmış. Yakın zamanda su şişeleme fabrikası yapılmış oraya, temiz su markalı. Dağdan gelen suyu alıp arıtıp şişeleyip satıyorlar. Sevan’da fabrikaya girmeden su, çıkan kaynaktan dolduruyor suyu. Sütü köyden alıyorlar. Yolda da bir köylüden havuç ve pancar aldı. Köye yakın küçük şehirlerde direk köylüden ürün almak daha kolay. Tesadüf ya bende de bir sürü yoğurt kavanozu 4 lt su da ben doldurdum. Evlerinde çok güzel bir kuşburnu çayı içtim. Meğer iki defa kaynattıkları için öyle lezzetliymiş. Geceden kaynatırmışsın, o beklermiş sabah tekrar kaynatırmışsın. Ben de benim kuşburnu çaylarım niye tatsız oluyor diyordum. Çok kaynatmam gerekiyormuş çoook.

Advertisements
arev ga!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s