şekerle olan ilişkimi/zi gözden geçirmeliyiz

img_9726İki haftadır karbonhidrat yiyorum. Diyetimi katı yapmıyorum. Meyve, kuru meyveyi gönül rahatlığıyla yemeye başladım, birkaç kez süpermarketlerden bir krizle aldığım tatlılardan sonra. En azından şeker yok diyorum. Karbonhidrat insanı gerçekten mutlu ediyor ve hızla enerji veriyor. Kendime bakmaktan, yemek yapmaktan sıkıldım şu sıralar. Ara ara geliyor bu his. Vücudum karbonhidratsız çok iyi, karbonhidrat anlık mutluluk veriyor. Bunu baya gözlemleyebiliyorum kendimde. Vücudum birşeylerin eksikliğini çekiyor gibi. Bir de sanki yediğin şeye ihtiyacın olduğu zaman tadı daha güzel geliyor, yedikçe yiyesin geliyor. Bu ihtiyaçla mı ilgili bilmiyorum ama aynı şeyleri farklı zamanlarda yediğimde aldığım tat farklı oluyor. Yediğim şeylerin besin değerlerine bakıyorum anlamaya çalışıyorum biraz. Yeterince su içtiğim zamanlar neye ihtiyacım olduğunu anlamak da kolaylaşıyor gibi.

Bu aralar hava güneşli. Ben de sokağa çıkıp saatlerce fotoğraf çekiyorum. Sokak fotoğrafçılığını keşfediyormuşum gibi. Çocukken hissedilen oyun hissini yakalıyorum sokakta fotoğraf çekerken. Nasıl sokak fotoğrafı çekilir öğreniyorum yavaş yavaş. Bir yerde sabit durmak önemli, en azından benim için bu böyle. Kendine bir yer seçip beklemek. Analog makinemle çıktım sokağa, onla biraz insan çekmeye başladım, apartman altından geçen yollar favori mekanlarım. Orada küçük dükkanlar oluyor, küçük tezgahlar. Ayakkabıcı, şapkacı, fırın, bakkal, küçük küçük bir sürü esnaf. İran Camiisi var burda renkli, onun hemen yakınındaki geçit oldukça yoğun, geleni gideni çok. İnsanlar bazen ben fotoğraf çekmeyi bitireyim diye bekliyorlar durup onları çekmek istediğimi bilmeden. Saatlerce yürüdüm dün, ellerimin üşüdüğünü hissetmiyorum fotoğraf çekerken, yorulduğumu da. Sonra sıcak bir yere girince birden ne kadar yorulduğumu fark ediyorum, pilim bitiyormuş gibi masalarda uyuyuverecek oluyorum. Bu aralar öyle yoğun ki yoruldum sanırım, hasta olacak gibiyim, bal yedim bir sürü, sanki buna ihtiyacım varmış gibi hissettim. Şimdi haftada iki gün Ermeni dansları, bir gün Hasmikler’in grubu ve başka bir gün de proje çalışmamız var, neredeyse her akşamım dolu olacak, bu gözümü korkutuyor. Bir de projeye lgbt’den birilerini dahil etmeyi düşünüyorduk. Dün tanıştığım bir çocuk trans bireylerle çalışıyormuş. Onlarla dans çalışması yapsan çok güzel olur dedi. Ben de belki onları da dahil edebiliriz projeye dedim. Çünkü farklılıkların ortaklaşabilmesiyle ilgili bir şey çıkacak ortaya, daha genel daha kapsayıcı. Ara ara güzel bir dalgaya düşüyorum ve ihtiyacım olan şeyler karşıma geliyor gibi hissediyorum. Burada geçen gün kısa dans filmleri gösterimi yaptım. Gösterimin sonunda dans projesinden bahsettim, katılmak isteyenler olursa diye. Sonra bir kadın katılmak istediğini söyledi. Koreografmış, tam ihtiyacımız olan şey, bizim de genel hatlarıyla ne yapacağımız belli ama henüz bir koreografimiz yok dedim. Harika dedi o da. Birlikte çalışabiliriz gibi, bakalım.

img_9665Sokakta fotoğraf çekerken insanlarla iletişim kuruyorum bir şekilde, bazıları neyi çektiğime bakıyor, aa güzel dedi geçen gün biri çektiğim buzu görünce kafasını kaldırıp. Heykel gibi görünen buzları çekiyorum rastladıkça. Bazıları gerçekten çok güzel. Yapılmış gibi özenle. Komşu sokaklarımın birinde bir evin aralık bahçe kapısından içeri bakıyordum. Kimi arıyorsun kızım diye sordu uzaktan gelen yaşlı amca, ben de kimseyi aramıyorum fotoğraf çekiyorum dedim. Neyi çekiyorsun dedi, öyle sokaklar binalar falan dedim. Bunlar hep Ermenice tabii. İletişim kurabilmek oldukça mutlu ediyor beni. Pazarda esnafla konuşuyorum. Limoncu çocuk artık limonları indirimli veriyor. Çoğunlukla Türkiye’den gelmiş muhtemelen ilaçlı malları satan siyah bereli adam bana her gittiğimde çekirdek ikram ediyor. Siyah küçük ayçekirdeği. Ben de o ikram edince çok hoşuma gittiği için gidip satın aldım, ama tatları onun verdikleri gibi güzel gelmiyor. Yemek yemek çok sosyal bir şey. Ankara’da hep birlikte yemek yapar yerdik. Şimdi tek başıma sürekli yemek yapmak sıkıcı oluyor. Ev arkadaşlarım da genelde karbonhidrat ağırlıklı besleniyor. Hep yiyemediğim şeyler. Geçen gün yedim birlikte yemek güzel oldu. Neyse cevize ihtiyacım var eveet diye düşüdüm Kyle’ın hikayesini dinlerken ikram ettiği cevizleri yerken. Sonra pazarda ceviz satan amca gördüm, yanında kuru incir, kuru turuncu hurma, içi cevizle doldurulmuş incir ve şeftali satıyordu. Bana yavaş yavaş hepsinden tattırdı. Limon almaya gitmiştim yan tezgaha, oraya gelip bir avuç ceviz,  sonra bir şeftali, bir hurma, teker teker bunları getirdi evde yersin diye. İş teklif etti, İran sınırına yakın meyve bahçesi varmış. Benim meyvelerin içini cevizle dolduralım Türkiye’ye gidip satarız dedi. Yarı yarıya bölüşürüz karı, benim Türkiye’de kalacak yerim yok, dili bilmiyorum. Bak Türkiye’de yok böyle cevizle doldurulmuş meyveler dedi. Kuru incirleri de çok lezzetli değil. Çok para kazanırız dedi. Ben de köyleri gezmeyi istiyordum baharda. Meğer komşum Manuk, dün tanıştığım trans bireylerle çalışan çocuk, pazarcı amca hepsi köyden geliyormuş. Belki baharda ziyaret ederim köylerini.Burada kalışımı bir ay uzatıyorum. Hem sanki burayı yeni yeni yaşamaya başlıyormuşum, kendimi yeni yeni açıyormuşum dışarıya gibi hissettiğim için. Hem 24 Nisan’ı görmek de iyi olur diye. Oy kullanmak aklıma takılıyordu en çok bir de baharda Likya Yolu’nu yürüme isteğim. Ama sanırım oy kullanmaya gidip karayoluyla, yolda baharın gelişini çekip, Van’a uğrayıp oradaki Aygestan’ı görüp, Akhdamar  Adası’na uğrayıp birşeyler çekip gelince bunları kurgulayıp videomu sunup sonradan buradan uçakla ayrılacağım. Çünkü bir ay uzatınca 25 nisan gibi buradan ayrılmam gerekiyor ve 19 20 nisanda ancak burada olurum gibi. Biraz koşuşturma olacak gibi bakalım. Hızlı hareket etmeler hoşuma gitmiyor pek. Bir yerden hemen ayrılamıyorum, yavaş yavaş ayrılmam, orayı yaşamayı tamamlamam, veda etmem gerekiyor. Buradaki cevizler mi çok lezzetli benim cevize mi çok ihtiyacım var bilmiyorum.

img_9543Bazen karar vermekte çok zorlanıyorum. Mesela bir ay uzatıp uzatmamaya karar vermek zor oldu başta, karar verince çok rahatladım, karar verdikten sonra başka seçenekleri de görmeye başlıyorsun, hem uzatıp hem oy kullanabileceğini aslında, hem de yolu çekip videoyu tamamlayıp gösterebilme ihtimali çıkıyor ortaya. Sonsuz ihtimaller zinciri kafamı karıştırıyor benim de sanırım. Birçok şeyi aynı anda istediğim için, aynı anda yapmaya çalıştığım için oluyor bunlar. Birçok şeyi aynı anda yapmaya çalışınca yapbozun tamamlanması daha uzun sürüyor. Çift dil konuşan çocukların dillerinin biraz daha geç oturması gibi belki. Benim projem de yeni yeni oturuyor rayına. Videoyla dans nasıl birleşir diye fikirler geliyor aklıma çalışmalarda. Tigranuhi’nin ayağa kalkarken kullandığı sandalye bir anda bizim de kullandığımız performansın bir parçası olan bir nesneye dönüşüyor. Onunla oluşuyor performans. Kağıt üzerinde oluşmuyor çoğunlukla. Yazıp duruyorum aklıma gelen şeyleri, ama asıl olan denemek. Daha çok denemek. Daha çok çalışmak, ama henüz tüm ekip toplanmayı başaramadık. Şu an 6 kişi gibi görünüyoruz. Koreografımız ve trans bireylerle daha da artabiliriz.

img_9494Geçen gün Kyle’ın aile hikayesini dinledim. O kadar iyi bir anlatıcıydı ki saatlerce daha dinleyebilirdim. Sesini kaydettim 2 saatten biraz daha fazla anlatmış. Video çekmek istemedim, hem zaten ışık güzel değildi, hem de o anlatırkenki görüntüleri kullanmam zaten diye düşündüm. Tabii bir tripod olsa benim tutmam gerekmese belki iyi olabilirdi ara ara kullanmak. Benim işleri çok hazırlıksız, doğalında yapmamdan hep bunlar. Ararat’ı gören eski bir Sovyet Apartmanı’nda oturuyor Kyle. Misafirliğe gitmeyi çok seviyorum. Burada çok yapmadığım ve Yüzüncüyıl’da yaşarken aynı mahallede birçok arkadaşım olduğu için çok sık yaptığım bir şey. Kurulmuş sosyalleşme mekanlarından farklı. Birinin evine gitmek onun yaşantısına dahil olmak gibi. Kafelerde buluşmaya benzemiyor. Daha rahat, daha samimi, daha yakın bir şey. Neyse Kyle’a giderken mutluydum o yüzden. Aslında aynı anda bi film gösterimi vardı, yolda giderken ona gidecek bir arkadaşımla karşılaşmam biraz kafamı karıştırdı ne yapacağımı bilemedim, sokakta bir oraya bir buraya gittim, Kyle’a sordum, sonra kendim karar vermem gerektiği için seçimimi yapıp Kyle’a gittim ve çok güzel bir akşam geçirdik birlikte. Gecenin sonunda ikimiz de çok mutluyduk, o anlattığı için ben de dinlediğim için. Ben anlatmayı çok seviyorum özellikle kendi hikayemi diyordu Kyle, ben de hikaye dinlemeyi çok seviyorum dedim. Anlatmayı da seviyorum tabii. Bu bloglar boşa değil ya. 2 saatlik konuşmayı burada nasıl anlatırım bilmiyorum. Heyecan verici fikirler oluştu aklımda, Kyle’ın ailesi Elazığ Palu’dan göçmüş, Beyrut’a, oradan Los Angeles’a. Orada doğup büyümüş Kyle. Geçen yıldan beri de Yerevan’da yaşıyor. 4 yaşına kadar Ermeni babaannesi ve dedesiyle çok vakit geçirmiş, birinci dilim Ermenice diyor annesinin El Salvador’dan olmasına rağmen. Babaanne ve dedesi oldukça milliyetçilermiş ve ona bütün kültürü aktarmışlar hikayelerle, yemeklerle. Börek, küfte, suböreği, dolma bunları yiyerek büyüdüğünü söylüyor ve bu kelimelerle söylüyor isimlerini. Bizim söylediğimiz gibi, başka bir karşılıkları yok Ermenice’de, ve şimdiki Ermenistan’da hiç börek görmedim. Daha çok batı Ermenistan’dan göçenlerin bildiği bir yemek. İstanbul’a ilk gelişinde inanılmaz etkilendiğini, evinde gibi hissettiğini, insanlarla şehirle olan bağın anında kurulduğunu söylüyor. Buraya geldiğinde aynı şeyi hissetmemiş aksine oldukça yabancılamış burayı. Duyduğum, hikayelerini dinlediğim Hayastan’dan çok daha farklı burası diyor. Çünkü bu topraklarda değil hikayelerini dinlediği yerler, bu kültürde değil. Sovyet etkisi çok baskın burada. Beyrut’u çok dinlemiş babaannesinden. Babaannesi 93 yaşında, Amerika’da olmaktan mutlu değilmiş, hep Beyrut’a dönmeyi istiyormuş. Anlattıklarına göre cennet gibi bir yermiş Beyrut diyor Kyle. Babaannesi Beyrut’ta mülteci kampında doğmuş, çalışmaya başlayıp maddi olarak iyi bir duruma gelmişler sonra, orada insanlar bize kira veriyordu, burada biz insanlara diyormuş Kyle’a. Oy kullanmak babaannesi için çok önemliymiş ve hep kullanırmış. Kendini ayrıcalıklı hissedermiş. Oysa anneannesi çok farklıymış. Hiç oy kullandı mı bilmiyorum diyor. Hiç milliyetçi değillermiş onlar. Kendini Ermeni olduğu kadar El Savadorlu hissetmiyor. Çünkü bir yanda yok olma tehlikesiyle karşılaşmış bir millet var, öyle olunca kendini oraya daha çok ait hissediyor. Biri bana bir dilde konuşmamı yasaklarsa o dilde bağırmaya başlarım diyor Kyle. Amerika’daki son olaylarla birlikte Ermeni kimliği için hissettiği şeyi El Salvador kimliğinde hissetmeye başlamış. O kimliklerinin iç içeliği her şeyine yansımış sanki, kendisinin de dediği gibi onu şekillendirmiş, anlattığı hikayenin kurgusu bile öyle, oradan oraya, eski hikayelerden kendi hislerine, oradan anılara, başka kimliklerine, Türkiyeli insanların Ermenistan’la ilgili paylaşımlarına son zamanda hissetmeye başladığı garip hislere uzun kıvrımlı bir yolculuk yaptık. Düşünce trenimi kaybettim onu yakalamam lazım diyordu ne söyleyeceğini unuttuğunda. Evet bir yolculuk gibiydi dinlemek Kyle’ı. İkinci buluşmamızı yapacağız henüz anlatacakları bitmemiş. Soykırımdan hiç bahsetmedik, onu anlatacak ikinci buluşmamızda. Amerika’da gittiği psikoloğa saatlerce soykırım anlattığını söylüyor. Anıların, mekanların aktarıldığından, hafızadan, Beyrut’un, Palu’nun nasıl onun bir parçası olduğundan bahsetti uzun uzun. O anlattıkça ben evet evet diye düşündüm içimden, bizim performansımızla o kadar örtüşüyordu ki söyledikleri, bakış açısı, belki bazı kısımlarını kullanabiliriz performansta kaydın diye düşündüm. Belki yazın birlikte Palu’ya, Beyrut’a gidip Kyle’ın ailesinin hikayesini çekeriz diye düşünüp heyecanlandım. Bunu Kyle’a anlattım o da çok iyi olacağını söyledi. Bakalım hikaye trenleri nereye götürecek bizi?

img_9638Şimdi hızlıca yazıyorum ki güneş batmadan Aykan’dan aldığım Kuzey’e Göç Mevsimi’ni okuyabileyim. ( Ruzan’dan alacağım dersler paragrafına gönderiyorum kendimi, anı güzelce yaşamak, yaptığın şeyi güzel özenli yapma dersi, bu hızlı geçiştirme yazısı gibi oldu. Çünkü çok fazla şey oldu ve hepsini toparlamak hepsini özen göstererek detaylarıyla yazmak gerçekten çok zaman istiyor ve güneş batmaya yaklaştı çoktan. Yüzeysel buluyorum yazdıklarımı aslında, hissettiğim gibi yazmıyorum her şeyi, değiniyorum hislerime sadece. Biraz daha çaba ve zaman harcamam gerek diğer türlüsü için.) Aykan burada bir gazeteci, aylar önce buraya gelmeden bir arkadaşım vermişti ismini, onda iletişim adresi yokmuş ama eski arkadaşıymış, not defterimde duruyordu adı. Geçen gün Nişan bahsetti, benim blogumu görüp tanışmak istemiş. Aaa! dedim adını duyunca. İşte tesadüfler ülkesi. Onun evine misafir oldum, çocuklarının oyunlarına, siyah çaylarına, deneysel pidelerine, kütüphanelerine, yaşamlarına. Öyle günlük anlar ilgimi çekiyor işte. Ne bileyim, sokaklarda evlerine birşey götüren insanlar, satıcılar, böyle evlerin içindeki, pencerelerin arkalarındaki hayatlar. Müzelere hala gitmedim. Onlar pek ilgimi çekmiyor. Gideceğim yine de. Yakında. Geçen gün yolda yürüyüp fotoğraf çekerken bir iş merkezinin önünde kardan mağara yapan iki genç adama denk gelip onlarla muhabbet ettim bir süre yarı İngilizce yarı Ermenice. Beni binanın terasına çıkardı İngilizce bilmeyen, oradan fotoğraflar çekeyim diye. Birşeyleri yokmuş ikram edecek su ikram ettiler. Üniversite öğrencisiydi ikisi de, geceleri bekçilik yapıyorlarmış burada. Günde 8 saat çalışıp 8 dolar kazanıyorlar. Burada geçim zor.

img_9288

Ermenice dans dersinde çıkınca, kurstan 40-50 yaşlarında üç kadınla birlikte yürüdük bir süre kol kola, kurstan. Ermenice konuştuk. Çok güzel hissettim, hem farklı çevrelerden yaşlardan insanlarla ilişki kurmak hoşuma gidiyor. Hem de öyle koluma girivermeleri hoşuma gitti. Birlikte dans etmek mi sağlıyor bu yakın ilişkiyi acaba? Hemen adımı öğrenmişti biri adımla hitap ediyordu hep Duygucan diye. Çalışıyor musunuz dedim, evde çalışıyoruz dediler. Yemek yapmayı seviyor musunuz dedim. Yok dediler. Kocaları yapıyor mu diye sordum yok dediler, burası oldukça ataerkil. Fransa’dan buraya bir yıllığına gelmiş benim Fransız versiyonum olan Alizee de ev arkadaşı olan iki erkekten şikayetçiymiş bu aralar. Ev işlerinin kadınların işi olmalarını düşündüklerinden kaynaklanan sorunlar yaşıyorlarmış. Alizee ile gerçekten çok benziyoruz, sokak fotoğrafçılığıyla ilgili hislerimden bahsettim bugün ona, o da aynı şeyleri hissediyormuş, sonra bu benzerlikten bahsettim o da çok şaşırdığını söylüyor. Öyle değişik tesadüfler. 🙂  Ruzan’dan bahsedecektim daha Ermenice öğretmenim. Ruzan’dan öğreneceğim çok şey var gibi hissettim son dersimizde. Bir Ermenice masal kitabı almıştım yol kenarındaki bir tezgahtan. Eski bir kitap 1990 basımı. Dersin başında onu çıkardım, Ruzan ona baktı çevirdi bazı yerleri, onun üzerinden yan cümlecikler gramer konusunu anlatmaya başladı. Sonra dersin devamında anladım ki zaten konumuz yan cümleciklermiş benim getirdiğim kitap üzerinden anlatmaya başlamış o konuyu. Sanki karşısına gelen şeyleri değerlendirmeyi, onlarla birşeyler yapmayı iyi biliyormuş gibi. Ben bazen dersi yetiştirmemiz lazım neyse bu kitabı geçelim de bak bunları işlememiz lazım havasına giriyorum projede. Oysa olasılıklara, karşına gelenlere kendini açtıkça güzelleşiyor, oluşuyor proje, hayat falan. Ermenice atasözleri öğrendik son dersimizde, şöyle çevirdim ben onları. Ruzan çevirirken de hepsinden dersler çıkardım kendime eheh. Ha bir de bundan sonraki iki ayımı birlikte geçireceğim yeni ev arkadaşım geldi bugün, Pedro, Brezilya’dan. Sosyal antropologmuş. Ben de yazın bir heves başvurmuştum sosyal antropolojiye. Ulusal kimlik çalışıyormuş. Dans projem ilgisini çekti, benim de ulusal kimlik! İki günlüğüne Karabağ’a gitti şimdi, ayaküstü tanışabildik, sabah ben şekersiz unsuz kekimi yaparken. Çok güzel tarifler yaratıyorum. Burada. Neyse. Tarif sayfası yapayım ayrı.

img_9719

Rüzgarla gelen rüzgarla gider.

Suya düşen yağmurdan korkmaz.

Büyüğünü dinleyen ayağını taşa vurmaz.

Söyleyene dinleyen gerek.

Allah verene verir.

Yılan ısırsa iyileşir, dil ısırırsa iyileşmez.

Advertisements
şekerle olan ilişkimi/zi gözden geçirmeliyiz

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s